Eğitmen ve Yazar Nagihan Şanlı

Gördüklerin gerçek ama hakikat değil

Hayatta gördüğümüz her şeyin bir gerçek yüzü ve bir de hakikat boyutu vardır.

Gerçek, zamanın ve mekânın içinde anlık tezahürdür; hakikat ise o anın ötesinde, bütünle uyumlu olan sırdır.
Gerçek, gözümüzün gördüğüdür; hakikat ise gözle değil, basiretle idrak edilendir.
Her olayın görünen sebebi vardır, bir de onun derin manası…
Bu farkı en güzel anlatan kıssalardan biri Hızır ile Musa'nın yolculuğudur.
Hızır'ın gemiyi delmesi gerçektir.
Gemiyi batmaktan kurtarması hakikattir.
Hızır'ın, yıkılmak üzere olan bir duvarı onarması gerçektir. Ama hakikati o duvarın altında yetimlere ait bir hazineyi kurtarmasıdır.
Musa (a.s), her defasında gördüğüne dayanarak hüküm verirken, Hızır (a.s), o hükmün ardındaki hakikati biliyordu.
Çünkü o sadece “anlık gerçekler” ile değil, bütünün bilgisiyle hareket ediyordu.
İşte bizde de günlük hayatta
“Gerçeğe” takılıp hakikati kaçırıyoruz.
Bir musibet geldiğinde, bunu bir kayıp olarak görüyoruz. Çünkü gerçeğe odaklanıyoruz. Oysa belki de hakikatte bu musibet, çok daha büyük bir tehlikeden korunmamız içindir.
Bazen kapılar kapanıyor, hayal kırıklığı yaşıyoruz. Ama hakikatte, belki daha hayırlı bir kapıya yönlendiriliyoruz. Göremiyoruz.
Bir insan bize sert bir söz söylediğinde, kırılıyoruz, Ama belki de hakikatte, o söz bizi uyanışa çağırıyordur.
Gerçeğe bakıp hüküm veriyoruz, hakikati görmeden yorum yapıyoruz. Oysa hakikati anlamak için beklemek, sabretmek, tefekkür etmek gerekir.
Peki gerçek ve hakikat arasındaki farkı görebilmek için ne yapmak gerekir?
Öncelikle hemen hüküm vermemek. Hayatta olup biten her şeyin ardında bir hakikat gizlidir. Olanları yalnızca dışarıdan değerlendirerek kesin kararlar vermemek gerekir. Zannın çoğundan sakınmamız gerektiği bu yüzden de önemli.

Sadece gözümüzle değil, gönlümüzle de bakmalıyız. Bir şeyin sadece görünen sebebine değil, onun ardındaki hikmete odaklanmalıyız.
Tek bir anı değil, olayın öncesini ve sonrasını, büyük plan içindeki yerini anlamaya çalışmalıyız.
Başımıza bir hadise geldiğinde aklımıza hemen Hızır& Musa yolculuğu gelsin.
Ve unutmayalım
Gerçek, gözümüzün gördüğüdüdür.
Hakikat, kalbimizin idrak ettiğidir.
Bu yüzden hakikati görmek için kalbinle bakmalısın.
Çünkü gerçek, insanın aklına hitap eder.
Hakikat ise ruhun derinliğine işler.
En önemlisi;
Gerçek değişkendir, ama hakikat sabittir. O yüzden gerçeklere bakarak umutsuz olmaya, hemen yargılamaya, üzülmeye ya da kızmaya gerek yok. Çünkü hakikat er ya da geç kendini gösterecektir.
Ve en büyük hakikat şudur;
Olmuş ve olacak her şey, tam da olması gerektiği gibidir.
Olayların ardındaki hakikati görmeye niyet ediyorum.

YORUM YAP